admin tarafından yazılmış tüm yazılar

BÜYÜK KAYANIN ÇİÇEKLERİ

Okuyacağınız kitap, yaşanmış olaylardan etkilenerek kaleme alınmış, uzun sayılabilecek; öykülerden oluşmaktadır.

Her öyküde bir gülme, güldürme; düşündürme anı vardır.

Bazı gülmeler hüzünlüdür, acı verir. Duygusallığa kapılır, gözyaşlarını bırakabilirsiniz. Düşen damlaların farkına varamaz, bir hayret nidası ile ses verirsiniz yüreğinize. Bütün hüzünlü halleriyle kahramanların yaşadıkları beyninize yerleşir.

Bazı öyküler gerçekten komiktir, güldürür insanı. Bu sefer de gözleriniz gülmekten yaşarır. Kahramanların haline güler, bütün acılarınızı unutursunuz.

En umutsuz anda, en sıkıntılı zamanda yardıma gelen; “Hızır” gibidir gülmeler. Sevinçle gülen gözler, kederli yaşları sevinç yaşlarına dönüştürür.

Acı, tatlı günler yaşayanların, yaşadıkları bilinsin istenir. İşkencelerde ölümüne saklanan sırlar gibi gizlenir dudak ucunda gülüşler. O an gözlerin güldüğü andır. Dudak ucunda gizlenen gülüşlerin tanımsız kokusu vardır. Bilenler bilir isyanın kokusunu. Büyük kayaların çiçekleri isyan kokar. Dere kenarındaki kayalar yosun kokar. Yosun kokusu, barut kokusu gibi ağırdır.

 ” Büyük Kayanın Çiçekleri” zulme tanıktır. Direnç kokar. Geçenler bilir Büyük Kayanın yanından.  Çiçeklerinin hüznüne tanıktır, taş başındaki ağaçlarda ötüşen kuşlar.

Umut dolu, sevda dolu, kavga dolu anılar, yürek sandıklarında saklı kalmış. Bir söz darbesi vurursanız, gün görmemiş acılarla, sevinçlerle, yenilmişliklerle, zaferlerle dolu günler: “Nerede Kalmıştık” ünlemiyle dökülür ortalığa.

Üstü emek örtülü, kilidi paslı, menteşesi eski sandıkların kilitlerine bir çekiç vurup açarsanız, bir koku yayılır. Yüreklerdeki saklı anılar gibi serilir ortaya emek işlemeli çeyizler. Tek, tek çıkarılır sandıklardan etaminler, danteller; silkelenir. Silkelendikçe, ortalığa naftalin kokusu yayılır. Kokuyla birlikte dudaklara anıların hüznü oturur. Sevdalar canlanır oyaların dal uçlarında. Garip bir gülümsemeyle anlatılır sevdalıklar. Gülkurusu, naftalin kokusuna karışır.

Anıların kokusu keskindir. Anıları rehber edenlerin yüreğinde umutsuzluk yoktur. Anılar sandığının başında duranlara güven verir. Acının en koyu yerinde kopan kahkahalar gibidir. Bütün organlarını titretir insanın. Dal ucundaki tomurcuk gibi yaşama sevinci yayar etrafa. Ancak duyusunu yitirenler, kahkahaların kokusunu anlamaz!

Ciğerlerin saklısından ortaya dökülen kahkahaların kokusu hiç bir kokuya benzemez. Sevgi kokar, emek kokar, isyan ve umut kokar. Celladına korku verenlerin direnişleri kokar.

Kilidi kırılan sandıklardan bazen gün görmemiş hüzünler çıkar. Anıların gözyaşı damlar, hüznün üstüne! Kimse anlamaz kokunun yitik anıların kokusu olduğunu. Anıların da kendine özgü keskin kokuları vardır. O kokular lavanta kokusunu bile kıskandırırlar.

Zarflarının içinde iğde kokusu taşıyan kağıtlar, satırlarında ölüm okunan yasak mektuplar direnç kokar. Yaşama konan yasaklar, zulalardaki resimler; özlemekler, sevmekler; iğde de kokar, naftalin de kokar!

Yıkıntılar altında sahipsiz kalan ölü, parkların kenarlarında açan papatya, süt kutusuna dikilen soğan; umutsuzluklar içinde yeşeren hayat; açlıklar, işkenceler, yoksunluklar, sahipsizlikler; hiçbir şey yarına bırakılmaz. Ciğerlerin derinlerinden gelen solukla bir soru sorulur: “Nerede Kalmıştık Beyler” derken, Bektaşi fıkralarına atılan kahkahalar gibi kahkahalar dökülür düşmanın nefretine.

Her gülenin gülüşü gül kokmaz. Hırsızın, arsızın, edepsizin gülüşü: Çürük et gibi, nehirlerdeki atık gibi pis kokar.

Emek işlemeli etaminlerin çiçeklerinde; sevenlerin, sevdalıların ve yüreği özgürlüğe tutsak olanların ellerinde, dillerinde gülkurusu kokar. O koku, hiçbir kokuya benzemez. Aşığı yardan aşırır, düşmanı çıldırtıp kayadan, taştan düşürür.

O kokuyu, çiçekli etaminlerin, oyalı dantellerin, sararmış resimlerin, yasak mektupların ve direniş öykülerinin saklandığı sandığın başında toplananlar ancak duyar.

Gülmeye düşünmeye,  sevmeye; yaşanmışlıkları bilmeye çok ihtiyacımız vardır. Şimdi elinizde “Büyük Kayanın Çiçekleri” vardır.